Danimarka Kültür Enstitüsü Türkiye’ye Veda Ediyor: Bir Kültürel Dönemin Dökümü
Danimarka Kültür Enstitüsü (DCI), aldığı ani ve beklenmedik bir kararla Türkiye ile birlikte Brezilya ve Hindistan ofislerini kapatıyor. Stratejik önceliklerin değişmesi nedeniyle alınan bu karar, enstitünün resmi Instagram hesabından şu ifadelerle duyuruldu:
“Danimarka Kültür Enstitüsü olarak, yeni stratejimiz ve coğrafi önceliklerimiz doğrultusunda Türkiye’deki departmanımızı kapatma kararı aldık. Bu karar, üzerinde dikkatle düşünülerek ve kolay olmayarak verilmiştir.
Yıllar boyunca Türkiye ofisimiz; güçlü ortaklıklar, derin insani bağlar ve ilham verici kültürel projeler inşa etti.
Danimarka-Türkiye kültürel ilişkilerinin güçlenmesine yıllar boyunca önemli katkılarda bulunan tüm ortaklarımıza, meslektaşlarımıza ve dostlarımıza teşekkürlerimizi sunarız.
Türkiye’de gerçekleştirilen çalışmalara gurur ve minnetle bakıyoruz.
Bu veda mesajı, 2019’dan bu yana Türkiye’de sivil toplum ve kültür sanat alanında kendine özgü bir yer edinen bir dönemin de sonunu işaret ediyor. Peki, geride kalan beş yılda Danimarka Kültür Enstitüsü Türkiye’de neler yaptı, nasıl izler bıraktı?
Yerel ile Küreselin Dengesi: Yönetim Vizyonu
Enstitünün Türkiye operasyonlarının başarısında, Ülke Müdürü Füsun Alan Eriksen’in katkıları önemli bir yer tuttu. Eriksen, Kopenhag merkezli stratejilerin Türkiye’nin yerel dinamikleriyle uyumlu hale getirilmesinde kilit rol oynadı. Onun yönetimindeki süreçte Enstitü, projelerini tek taraflı bir tanıtım faaliyeti olarak değil; yerel paydaşlarla (STK’lar, müzeler, belediyeler) geliştirilen organik iş birlikleri üzerinden kurguladı.
İşte DCI Türkiye’nin odaklandığı temel alanlar ve hayata geçirdiği projeler:
1. Gençlere Alan Açmak: Staj Programları ve Mesleki Deneyim DCI, sadece projeler üreten bir kurum değil, aynı zamanda kültürel diplomasi alanında çalışmak isteyen gençler için bir okul işlevi gördü.
Kültürel Diplomasi Mutfağı: Dönemsel olarak açtıkları staj programlarıyla üniversite öğrencilerine ve yeni mezunlara kapılarını açtılar. Hem Danimarka’dan Türkiye’ye ilgi duyan öğrencilere hem de yerel gençlere; uluslararası proje yönetimi, iletişim stratejileri ve etkinlik organizasyonu konularında profesyonel deneyim kazanma şansı sundular. Bu programlar, iki ülke arasındaki profesyonel ağın gençleşmesine büyük katkı sağladı.
2. Eğitimde Reformist Yaklaşım: Grundtvig ve P4C Enstitü, klasik dil kurslarının ötesine geçerek Danimarka’nın eğitim felsefesini Türkiye’ye taşıdı. Danimarkalı filozof N.F.S. Grundtvig’in “yaşam için öğrenme” ilkesini temel alan çalışmalar yürüttüler.
Çocuklar İçin Felsefe (P4C): Ezbere dayalı eğitim yerine eleştirel düşünmeyi teşvik eden bu metodolojiyi, Türkiye’deki öğretmenler ve sivil toplum çalışanlarıyla buluşturdular. Cibali Mahalle Evi gibi yerel merkezlerde çocuklarla yapılan uygulamalı atölyeler, bu teorik bilginin sahada karşılık bulmasını sağladı.
3. Ekoloji ve Çocuk: “My Nature-Art School” İklim krizi ve sürdürülebilirlik konularını, çocukların anlayabileceği ve deneyimleyebileceği bir dille aktardılar.
Doğa ile Sanat: Elgiz Müzesi’nin açık alanlarında ve Çanakkale’deki Güneşane Vakfı iş birliğiyle gerçekleştirilen atölyelerde çocuklar, doğadan topladıkları materyalleri sanat eserine dönüştürdü. Bu proje, çocuklarda ekolojik farkındalık yaratırken sanatın sadece müzelerde değil, doğanın içinde de var olabileceğini gösterdi.
4. Kamusal Alana Müdahale: “BILLBOARD Street Art Istanbul” 2020 yılında, pandeminin en yoğun olduğu ve sanat galerilerinin kapandığı dönemde Enstitü, dikkat çekici bir projeye imza attı.
Şehirde Sanat: Danimarkalı ve Türk fotoğraf sanatçılarının eserleri, İstanbul’un (özellikle Kadıköy hattındaki) reklam panolarına (billboard) taşındı. Tüketim kültürünün vitrini olan bu alanlar geçici birer sergi mekanına dönüşürken, kısıtlamaların olduğu bir dönemde sanatın şehirdeki görünürlüğü sağlandı.
5. Sahne Sanatları ve Festivallerle Entegrasyon Enstitü, izole etkinlikler düzenlemek yerine Türkiye’nin köklü festivalleriyle partner olmayı tercih etti.
Atta Festival: Bebek ve çocuklara yönelik sanat festivali Atta ile yapılan uzun soluklu iş birliği sayesinde, Danimarkalı “Madam Bach” gibi tiyatro grupları Türkiye’de sahne aldı.
Sound of Europe: Avrupa Birliği projesi kapsamında düzenlenen festivalde, Danimarka’nın alternatif müzik sahnesinden isimleri (örn. Team Hurricane) Türkiye’deki dinleyicilerle buluşturdular.
Sinema ve Tiyatro: İKSV İstanbul Film ve Tiyatro Festivalleri’nde Nordik seçkilerinin oluşturulmasına küratöryel ve lojistik destek verdiler. Ayrıca İFSAK Kısa Film Festivali’nde Danimarka sinemasının yer almasını sağladılar.
6. Kadın ve Sanat İskandinav modelinin önemli başlıklarından biri olan eşitlik ilkesi, Enstitü’nün sanatsal projelerinde de kendini gösterdi. Özellikle “Directed By Women” festivaline verdikleri destekle, kadın yönetmenlerin ve sinemacıların sektördeki görünürlüğünü artırmayı hedefleyen çalışmalara katkı sundular.
Güle Güle…
Danimarka Kültür Enstitüsü’nün kapanma kararı, kültürel diplomasi alanında “İskandinav yaklaşımı”nı temsil eden bir kanalın eksilmesi anlamına geliyor. Füsun Alan Eriksen ve ekibinin yürüttüğü çalışmalar, eğitimden sanata, stajyer yetiştirmekten festivallere uzanan geniş bir yelpazede kurulan sivil diyalog ağları olarak hafızalarda yer edecektir.
Nordik rüzgarını bu topraklarda estirdikleri için teşekkürler. Güle güle DCI Türkiye.